|
İŞÇİNİN PUSULASI |
||||||
|
GÜNÜN MESAJI |
||||||
|
|
||||||
|
Kur'an'da
çalışma karşılığında “amel”, “sun’” ve “sa’y” kelimeleri
geçmektedir. Amel kelimesi hem kalbin hem de organların fiilleri
olarak kullanılmakta, her ne kadar “fiil” kelimesi ile ifade edilse
de amel, fiile göre daha dar (has) anlama sahip bulunmaktadır. Zira
fiil amaçlı-amaçsız her eylem hakkında kullanılırken, amelde hem bir
amaç hem de bir sonuç alma fikri yer almaktadır.(1) Amel Kur’an’da;
hayır ve şer ameller için kullanıldığı gibi, hem Allah'ın hem de
yaratılmışların eylemleri için de kullanılmaktadır.(2)
Sun’ ve sanat kelimeleri ise amelle
aynı anlamda olmakla birlikte, maharet ve meleke gerektirmeleri ile
ondan ayrılırlar. Sun' ve sanat bir amaç doğrultusunda özelliği olan
imalat gerçekleştirmektir.(3) Nitekim Allah Teâlâ’nın Nuh (a.s.)’a
“Bir gemi yap” diye emretmesi bu anlamdadır.
Sa’y kelimesi ise bir işe ciddi
sarılmayı ifade etmektedir. Her ne kadar amel kelimesi karşılığında
olmakla birlikte daha çok, övülmeye değer fiiller hususunda
kullanılır.(4)
Genel anlamda çalışma bir fiil ve
hareket olarak görülür. Bu durumda insanlar ya çevrelerindeki dünya
ile ilgili bir fiilde bulunurlar, ya o dünya üzerinde veya içinde
hareket ederler, ya da dünyadan alınmış maddeleri ve nesneleri
şekillendirip yeni bir biçim vererek bazı şeyler üretirler. Böylesi
bir çalışmanın üç amacı olabilir:
a. Çalışmak için çalışmak.
b. Mal biriktirmek için çalışmak.
c. Kendisine ve çevresine yararlı
olmak için çalışmak.
Seyit Hüseyin Nasr'ın belirttiği
gibi, Protestanlığın bazı çeşitlerinde görülen çalışmayı, İslâm
erdem olarak kabul etmez.(5)
Servet kazanmak için yapılan
çalışmanın insanı tatmin etmesi mümkün olmadığı gibi, bir çok insanî
özelliklerin yok olmasına sebebiyet verdiği de bir gerçektir. İslâmî
bakış açısı, insanın kendisinin ve toplumun ihtiyaçlarını, Allah'ın
rızası doğrultusunda gidermeye ve Allah'a, kendisine, çevresine
karşı sorumluluklarını yerine getirmeye yönelik bir çalışmayı
fazilet sayar.
Zira İslâm, kişiyi öncelikle
Rab-kul ilişkisi içerisinde değerlendirdiğinden, Rabbına karşı
sorumlulukların yerine getirilmesi yönünde bir çalışmayı, yine kendi
bireysel yönü bakımından kendi yararına yönelik bir çalışmayı, son
olarak da kişinin bir çevre ve toplum içinde yaşadığı gerçeğinden
hareketle, topluma ve çevreye karşı sorumluluğunun gereği olan bir
çalışmayı gerekli ve övülmeye değer görür. Bu durumda çalışmanın
itikadî, amelî ve ahlâkî olmak üzere üç boyutunun bulunduğunu
kolaylıkla tesbit etmek mümkündür.
İnanç Boyutu
İnsanın kul olduğunu, bir
yaratıcısının bulunduğunu bilmesi ve O'nun istekleri dogrultusunda
çalışması/amel yapması gerektiğinin bilincinde olması, tamamen dinin
inanç boyutunu ilgilendirmektedir. Bu boyut, kişiyi çalışmaya sevk
eden önemli bir sâik olmasının yanı sıra çalışma biçimi, çalışmanın
süreci ve sonucu ile ilgili kişiyi yönlendirici rolü de vardır.
Nitekim İslâmî literatürde din, "Akıl sahiplerini, kendi hür
iradeleri ile hayra sevk eden ilâhî kanun" şeklinde tanımlanır.
Hayra sevk edilmeye konu olan insanın, bu sevk edilmenin gereği olan
çalışması ve çalışmasını da ilâhî kanun doğrultusunda
gerçekleştirmesi, yaptığı işe ayırt edici ve özgün bir nitelik
kazandırır.
Nitekim Kur'an'da ilâhî emirler
doğrultusunda yapılan çalışma "amel-i salih" diye adlandırılmıştır.
Böylesi bir çalışma içerisinde bulunan topluluk da "hayırlı
ümmet"(6) diye tavsif olunmuştur. Zira inanç, çalışmanın altyapısı
ve zeminidir. İnanç olmaksızın girişilen çalışma amaçsız boş uğraş
olarak nitelenir, sonucu da pek övgüye ve kayda değer bulunmaz.
Böylesi ameller Kur’an’da, “boşa giden ameller” olarak nitelenir.(7)
Çalışmanın her aşamasında Allah’ın
denetim ve gözetimi altında bulunduğunun inancı ve bilinci
içerisinde olan insan, helal kazanca yönelmesinin yanı sıra, çalışma
esnasında da kendisini, Allah’ın rızasına aykırı davranmaması
gerektiği inancı içerisinde hisseder. Bu doğrultuda olmak üzere
yürüttüğü çalışmanın her kademesinde, İslâm'ın önem verdiği her
şeyin yerli yerine konması ve herkese hakkının verilmesi anlamına
gelen “adalet” ve aşırılıklardan uzak durmak anlamına gelen
“iktisat” ilkelerine riayette kusur etmez.
Nitekim bu ilkelere uyulmadan
yapılan çalışma ve üretim, insanlığa ve çevreye felaket ve tahribat
getirmiştir. Allah’ın rızası doğrultusunda davranan insana taşıdığı
inanç, başarı yolunda büyük bir destek olur. Böylesi bir zeminde
elde ettiği sonuç ve ürün hem kendisine hem de çevresine yararlı
olur. Bu da kişiye büyük bir iç huzur kazandırır.
|
|
Nitekim Allah Teâlâ Asr Sûresi’nde,
yukarıdaki şartlara riayet etmeyen insanı, ziyan içerisinde olmakla
(hüsran) niteliyor ve ancak
Bunun için gerekli ilkeler, samimiyet, dürüstlük, adalet, ahde ve akde vefadır. Bu anılan ilkeler hem iş yapan hem de yaptıran bakımından geçerlidir. Diğer bir deyişle iş yapan ne kadar bu ilkelerle bağlı ise, yaptıran da aynı oranda bağlıdır. Bu ilkeler doğrultusunda olmak üzere her iki tarafın da göz önünde bulundurması gereken muhatabı zaman, mal ve duygu bakımından zarara sokmadan, üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmektir. İşi yapan zamanında yapmalı, yaptıran da zamanında karşılığını vermelidir. Aksi takdirde insanlar zaman, mal ve duygu bakımından zarara uğrar. Çünkü zamanında yapılmayan iş ya da verilmeyen karşılık, muhatabın zamanının boşa gitmesi, maddî ve manevî bakımdan zarara uğramasıdır. Diğer bir ifade ile mağdur olan taraf maddî bakımdan bir zarara uğradığı gibi, psikolojik bakımdan da bir yıpranmaya maruz kalmış olur. Bu tür istenmeyen durumların engellenmesi, ancak İslâm’ın titizlikle uyulmasını gerekli gördüğü, samimiyet, dürüstlük ve adalet ilkelerine riayetle mümkündür. Zira kişinin samimî ve dürüst olması adil olmasını, o da yapılan işin hayırla sonuçlanması imkanı doğurur. Aksi takdirde yapılan çalışma zulme dönüşebilir. Sonuçta yapılan işler boşa gider hatta karşı tarafa artı zarar verme noktasına bile varabilir. Böylesi bir sonuç doğmasına neden olan kimsenin dünyada uğrayacağı zararın yanısıra, âhirette Kur'an’ın tabiriyle; “Kim zerre miktarı bir hayır yaparsa onun karşılığını, kim de zerre miktarı bir şer yaparsa onun karşılığını görecegi”(9) yer olan, ilâhî adalete hesap vermesi söz konusudur. Zaten Allah Teâlâ böyle kimseleri “bütün çabaları boşa gitmiş olanlar”(10)şeklinde nitelemiştir. Bir kimse çalışmaya başlarken bir anlaşma (akit) içerisine girmiştir. Bu akdin şartlarına uygun bir şekilde gerçekleşmesi için kişinin sözüne sadık kalması gerekmektedir. Bu doğrultuda olmak üzere Allah Teâlâ Maide Sûresi’nin başında, “Ey inananlar! Yaptığınız akitleri yerine getirin”(11) buyurmakta ve bununla bağlantlılı olmak bakımından, özellikle borç alış verişlerinde yazılı bir belgenin düzenlenmesinin gerekliliğine işaret etmektedir.(12) Nitekim Allah Teâlâ, elest bezminde kullarından, kendisini rab olarak tanımalarına ve kendi rızası doğrultusunda çalışacaklarına dair söz (akid) almış ve kendilerine yine kendilerini şahid tutmuştur.(13) Bunun yanı sıra insan yaptığı bir işi en güzel bir şekilde sonuca ulaştırmalı, diğer bir ifade ile yapabileceğinin en mükemmelini ortaya koymalıdır. Nitekim Allah Teâlâ'nın, "yerlerin ve göklerin, içerisinde bulunanların nasıl bir mükemmellikle, kendisi tarafından yapıldığını"(14) ifade etmesi, kulları olan insanlardan da yapabileceklerinin en mükemmellini ortaya koymalarını istediğinin bir işaretidir. Zira Allah Teâlâ tarafından, Tin Sûresi’nde, “Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık” diye ifade edildikten sonra takip eden ayetlerde insanların bu güzelliklerinin gereği olarak inanmaları ve iyi amel işlemeleri buyurulmuştur. Diğer bir ifade ile insan, güzel yaratıldığı gibi güzel çalışmalar ortaya koyabilecek kabiliyetle de donatılmıştır. Allah'ın Adem (a.s.)’ı yarattıktan sonra ona, “bütün isimleri öğretti”ğini bildirmesi, insanın bir takım kabiliyetlerle mücehhez kılındığını göstermektedir. Sonuç olarak hayırlı çalışma yapmanın iki şartı vardır: İnanç ve ahlâk. Bu iki şartı çalışmasında bulunduran kişi, Allah'ın rızasına uygun hareket etmesinin yanı sıra, kendisinin ve üyesi bulunduğu insanlığın yararı ve ait olduğu çevrenin doğal haliyle kalması dogrultusunda bir davranış sergilemiş olur. Bu üç unsurun gözetildiği çalışma, Kur'an'da amel-i salih olarak ifade edilmiştir.
1- İsbehanî, el-Müfredât, İstanbul
1986, s. 519. http://www.diyanet.gov.tr/turkish/DIYANET/avrupa/ DEN ALINMIŞTIR |
||||